18 Eylül 2015

Tarihimizin Hafızası Kudüs

Hz. Ömer üzerinde yamalı elbisesi ile yayan bir şekilde şehre giriş yaptı. Halk onun halife olup olmadığı konusunda tereddüt ediyorlardı.

Bir şehir, bir milletin veya bir medeniyetin hafızası olabilir. Tarih hafızaysa tarihin hafızaya yansıyan somut miraslarından biri de şehirlerdir. İslam, bir şehir medeniyetini temsil etmiştir. Medine, medeniyet; medeniyet demedinedir.
 
İslam fetihlerle genişlerken Hz. Peygamber Mekke'nin fethi ile şehre ve şehrin fethine dair usulü ve üslubu göstererek sonsuzluğa mirasını bırakmıştır.
 
Takipçileri bu yolda yürüyerek yeni şehirlerle yeni zamanları yaşadılar. Bu cümleden Kudüs gerek kudsî muhtevası gerekse de tarihsel süreçteki manaları ile müstesna bir yer işgal eder. Bugün Kudüs'te yaşanan saygısızlıklara karşı Hz. Ömer'in bu şehri nebevi bir ahlak ve yöntemle nasıl feth etti yani açtığını hatırlamak kendilik bilincimizi kaybetmeden vaki saldırılara karşı tavrımızı belirlemede yararlı olabilir.
 
 
Hz. Peygamberin vefatından sonra halife olan Hz. Ebû Bekir'in vasiyetine muvacehesinde Hz. Ömer halife oldu. Bu dönem içerisinde İslam orduları Sasanilere ve Doğu Roma'ya ait olan önemli belli başlı merkezleri ele geçirdiler.
 
Fethedilen şehirler cümlesinden birisi de Kudüs'tü. Ebû Ubeyde b. Cerrâh tarafından kuşatılan Kudüs halkı aman dileyip, Müslümanların Suriye şehirleri ile yaptıkları anlaşmalara benzer bir anlaşmanın kendileri ile de yapılmasını teklif ettiler. Ayrıca şehrin anahtarlarını da bizzat halifeye teslim etmek istediklerini bildirdiler. Kudüs halkının bu talebi Ebû Ubeyde tarafından halifeye bir mektupla bildirildi.
 
Mektubu alan Hz. Ömer bunu üzerine bölgeye gitmeye karar verdi.
 
Hz. Ömer Medine'de yerine vekil olarak Hz. Ali'yi bıraktı. Medine'den ayrılmadan önce bölgede vazifeli bulunan komutanlara haber göndererek Câbiye'de toplanmalarını bir mektupla bildirdi. Son derece mütevazı bir şekilde Medine'den ayrılan Hz. Ömer at sırtında ona eşlik eden birkaç Muhacir ve Ensâr'dan oluşan küçük bir kafile ile yola çıktı. Halife'nin Suriye ve Filistin'e gedeceğini duyan halk onun görmek için yollara dökülmüştü.
 
Yol arkadaşı olan azatlı kölesi ile binitleri olan ata sırası ile biniyorlardı. İslam halifesinin ruhunun abidesine tarihe diktiği, nebevi ruhu tarihe kazıdığı anlardan birisi olarak, bir şehir fatihi olmasından daha ziyade, bu hareketinde aranmalıdır.
 
Temsilin gerçek muhtevası bu şuur ve harekette tezahür etmiştir. Câbiye'de kendisini karşılamaya gelen Halid b. Velid, Ebû Ubeyde, Yezid b. Ebû Süfyan gibi komutanların ipekli ve parlak elbiseler giydiklerini görünce Hz. Ömer çok şaşırmış ve onlara uzun uzun bakmıştı. Sonra aniden atından atlayarak yerden aldığı taşı toprağı onlara atmaya başladı ve "Şimdiden mi Acemlerin adetlerine alıştınız!" diye bağırdı.
 
Hz. Ömer bir şehir fatihlerinin bir şehre hâkim değil hadim olmaları gerektiği şuurunu yüzlerine haykırmaktaydı. Fakat onlar bunların savaş elbisesi olduğunu belirterek özür dileyince Hz. Ömer'de özürlerini kabul ederek elbiselerine dokunmadı.
 
Hz. Ömer'in bindiği atı tırnakları yolculuk sırasında o kadar aşınmıştı ki, hayvan bundan dolayı artık topallamaya başlamıştı. Hz. Ömer hayvanın bu durumuna acıyarak sırtından indi. Bunun üzerine kendisine güzel bir at getirildi. Kendisine getirilen at çok atak ve ateşliydi.
 
Hz. Ömer üzerine binince hayvan oynamaya ve şaha kalkmaya başladı. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Zavallı mahlûk! Bu gurur ve kibri nereden öğrendin?" diyerek atın sırtından indi ve yoluna yayan olarak devam etti. Merhamet tarihe Hz. Ömer ile ve Peygamberim yüce ashabıyla kazınırken hayvana bilehörmetin esası gösterilmişti. Tevazu ve tasannudan uzak oluş o tarihi yapanların esas muhtevasıydı.
 
Hz. Ömer Kudüs'e yaklaşınca Ebû Ubeyde ve diğer komutanlar onu karşılamaya geldiler. Hz. Ömer'in yamalı kıyafeti komutanlarının yanında tuhaf ve garip gözüküyordu. Bunun üzerine komutanlar Hz. Ömer'e bir at ve bir elbise getirdiler lakin Hz. Ömer bunları almayarak onlara şunu söyledi: "Cenab-ı Allah'ın bize ihsan ettiği nam ve şöhret İslam'a aittir. Kendi şahsımız için ise, bu sadelik yeter." Kudüs'te bugün Müslümanları aşağılayanların bu tarihi şahsiyetten habersizlikleri kadar Müslümanların da bundan nasipsizlikleri acıdır, hazindir! Tarihsizlik gerçekten talihsizliktir.

Hz. Ömer üzerinde yamalı elbisesi ile yayan bir şekilde şehre giriş yaptı. Halk onun halife olup olmadığı konusunda tereddüt ediyorlardı. Çünkü bir devlet başkanına ait şatafat ve debdebeden çok mütevazılık ve sadelik kendisinde resmediliyordu.

Hz. Ömer (r.a.) hayvanın bu durumuna acıyarak sırtından indi. Bunun üzerine kendisine güzel bir at getirildi. Kendisine getirilen at çok atak ve ateşliydi. Hz. Ömer üzerine binince hayvan oynamaya ve şaha kalkmaya başladı. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Zavallı mahlûk! Bu gurur ve kibri nereden öğrendin?" diyerek atın sırtından indi ve yoluna yayan olarak devam etti.

1

Hz. Ömer daha sonra kadim mabedin bulunduğu yeri görmek isteyince Patrik, Hz. Ömer'i moloz yığını ile üzeri örtülmüş olan bir açık alana götürmüştür. Hz. Ömer bu hali görünce kıyafetini toplayarak moloz yığınını Hacer-i Muallak kayasının üzerinden kaldırmaya girişmiştir.

Bu durum karşısında orada bulunanlarda bu işte halifenin yardımına koşarak kayanın üzerindeki molozun kısa sürede kaldırılmasını sağlamışlardır. Hz. Ömer daha sonra Hz. Peygamberin Miraç'a yükseldikleri bu mekânda bir mescit yapılmasını buyurmuşlardır.

Bir şehir, bir milletin veya bir medeniyetin hafızası olabilir. Tarih hafızaysa tarihin hafızaya yansıyan somut miraslarından biri de şehirlerdir. İslam, bir şehir medeniyetini temsil etmiştir.

Medine, medeniyet; medeniyet de medinedir. İslam fetihlerle genişlerken Hz. Peygamber Mekke'nin fethi ile şehre ve şehrin fethine dair usulü ve üslubu göstererek sonsuzluğa mirasını bırakmıştır. Takipçileri bu yolda yürüyerek yeni şehirlerle yeni zamanları yaşadılar.

Bu cümleden Kudüs gerek kudsî muhtevası gerekse de tarihsel süreçteki manaları ile müstesna bir yer işgal eder.

Bugün Kudüs'te yaşanan saygısızlıklara karşı Hz. Ömer'in bu şehri nebevi bir ahlak ve yöntemle nasıl feth etti yani açtığını hatırlamak kendilik bilincimizi kaybetmeden vaki saldırılara karşı tavrımızı belirlemede yararlı olabilir.

Hz. Peygamber (s.a.v.)'in vefatından sonra halife olan Hz. Ebû Bekir (r.a.)'in vasiyetine muvacehesinde Hz. Ömer (r.a.) halife oldu. Bu dönem içerisinde İslam orduları Sasanilere ve Doğu Roma'ya ait olan önemli belli başlı merkezleri ele geçirdiler.

Fethedilen şehirler cümlesinden birisi de Kudüs'tü. Ebû Ubeyde b. Cerrâh (r.a.) tarafından kuşatılan Kudüs halkı aman dileyip, Müslümanların Suriye şehirleri ile yaptıkları anlaşmalara benzer bir anlaşmanın kendileri ile de yapılmasını teklif ettiler.

3

Ayrıca şehrin anahtarlarını da bizzat halifeye teslim etmek istediklerini bildirdiler. Kudüs halkının bu talebi Ebû Ubeyde (r.a.) tarafından halifeye bir mektupla bildirildi. Mektubu alan Hz. Ömer (r.a.)bunu üzerine bölgeye gitmeye karar verdi.

Hz. Ömer Medine'de yerine vekil olarak Hz. Ali (r.a.)'yi bıraktı. Medine'den ayrılmadan önce bölgede vazifeli bulunan komutanlara haber göndererek Câbiye'de toplanmalarını bir mektupla bildirdi.

Son derece mütevazı bir şekilde Medine'den ayrılan Hz. Ömer (r.a.) at sırtında ona eşlik eden birkaç Muhacir ve Ensâr'dan oluşan küçük bir kafile ile yola çıktı. Halife'nin Suriye ve Filistin'e gedeceğini duyan halk onun görmek için yollara dökülmüştü.

Yol arkadaşı olan azatlı kölesi ile binitleri olan ata sırası ile biniyorlardı. İslam halifesinin ruhunun abidesine tarihe diktiği, nebevi ruhu tarihe kazıdığı anlardan birisi olarak, bir şehir fatihi olmasından daha ziyade, bu hareketinde aranmalıdır. Temsilin gerçek muhtevası bu şuur ve harekette tezahür etmiştir.

Câbiye'de kendisini karşılamaya gelen Halid b. Velid, Ebû Ubeyde, Yezid b. Ebû Süfyan (r.ahm.)gibi komutanların ipekli ve parlak elbiseler giydiklerini görünce Hz. Ömer (r.a.) çok şaşırmış ve onlara uzun uzun bakmıştı. Sonra aniden atından atlayarak yerden aldığı taşı toprağı onlara atmaya başladı ve "Şimdiden mi Acemlerin adetlerine alıştınız!" diye bağırdı.

Hz. Ömer bir şehir fatihlerinin bir şehre hâkim değil hadim olmaları gerektiği şuurunu yüzlerine haykırmaktaydı. Fakat onlar bunların savaş elbisesi olduğunu belirterek özür dileyince Hz. Ömer'de özürlerini kabul ederek elbiselerine dokunmadı.

Hz. Ömer'in bindiği atı tırnakları yolculuk sırasında o kadar aşınmıştı ki, hayvan bundan dolayı artık topallamaya başlamıştı. Hz. Ömer (r.a.) hayvanın bu durumuna acıyarak sırtından indi.

Bunun üzerine kendisine güzel bir at getirildi. Kendisine getirilen at çok atak ve ateşliydi. Hz. Ömer üzerine binince hayvan oynamaya ve şaha kalkmaya başladı. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Zavallı mahlûk! Bu gurur ve kibri nereden öğrendin?" diyerek atın sırtından indi ve yoluna yayan olarak devam etti.

Merhamet tarihe Hz. Ömer (r.a.) ile ve Peygamberim yüce ashabıyla kazınırken hayvana bile hörmetin esası gösterilmişti. Tevazu ve tasannudan uzak oluş o tarihi yapanların esas muhtevasıydı. Hz. Ömer Kudüs'e yaklaşınca Ebû Ubeyde ve diğer komutanlar onu karşılamaya geldiler. Hz. Ömer'in yamalı kıyafeti komutanlarının yanında tuhaf ve garip gözüküyordu.

Bunun üzerine komutanlar Hz. Ömer'e bir at ve bir elbise getirdiler lakin Hz. Ömer bunları almayarak onlara şunu söyledi: "Cenab-ı Allah'ın bize ihsan ettiği nam ve şöhret İslam'a aittir. Kendi şahsımız için ise, bu sadelik yeter." Kudüs'te bugün Müslümanları aşağılayanların bu tarihi şahsiyetten habersizlikleri kadar Müslümanların da bundan nasipsizlikleri acıdır, hazindir! Tarihsizlik gerçekten talihsizliktir.

2

Hz. Ömer üzerinde yamalı elbisesi ile yayan bir şekilde şehre giriş yaptı. Halk onun halife olup olmadığı konusunda tereddüt ediyorlardı. Çünkü bir devlet başkanına ait şatafat ve debdebeden çok mütevazılık ve sadelik kendisinde resmediliyordu.

Kudüs'te Hz. Ömer Patrik Sophronius tarafından karşılanmıştı. Sophronius, Hz. Ömer'e Kudüs'teki belli başlı kutsal mekânları gezdirirken o sırada namaz vakti girdi. Hz. Ömer bunun üzerine patriğe namaz kılabileceği bir yer göstermesini istedi.

Patrik o sırada gezmekte oldukları Kıyamet Kilisesi'nde namazını kılabileceğini böylelikle kendilerini de şereflendireceklerini söyleyince Hz. Ömer bu isteği güzel bir lisans ile ret ederek namazını kilisenin avlusundaki merdivenler üzerinde eda etti.

Patriğin neden kilise içerisinde kılmadıkları sorusu üzerine Hz. Ömer bu kilisenin gelecekte halifenin namaz kıldığı yer olarak görülerek camiye çevrile bileceğini söyleyerek o sebepten dolayı namazını bu mekânda kılmadığını söyledi. Hz. Ömer'den çok sonraları gerçekten buraya bir mescid inşa edildi.

Ötekine saygı ama kendi olarak durmanın manası üzerine bu bilgiler tarihin bize anlattığı önemli hususlardandır. Selefi IŞİD'in bugün din adına yaptıkları ile “selef”in bu davranışının ne kadar örtüştüğünü ise maşeri vicdanın değerlendirmelerine bırakmak kâfidir.

Hz. Ömer daha sonra kadim mabedin bulunduğu yeri görmek isteyince Patrik, Hz. Ömer'i moloz yığını ile üzeri örtülmüş olan bir açık alana götürmüştür. Hz. Ömer bu hali görünce kıyafetini toplayarak moloz yığınını Hacer-i Muallak kayasının üzerinden kaldırmaya girişmiştir.

Bu durum karşısında orada bulunanlarda bu işte halifenin yardımına koşarak kayanın üzerindeki molozun kısa sürede kaldırılmasını sağlamışlardır. Hz. Ömer daha sonra Hz. Peygamberin Miraç'a yükseldikleri bu mekânda bir mescit yapılmasını buyurmuşlardır.

4

Osmanlı devrinde Lailahe illah İbrahim Hallilullah yazdıran ruhun esası bu mazide kurulmuştur. Ruhunun abidesini tarihe dikenler geleceğin aydınlık ilhamları oldular ve olmaya devam ediyorlar.

İsrail'in Kudüs'teki tavrı, çocuklara merhametsizliği, dinmek bilmez teolojik öfke ve kibri karşısında Hz. Ömer'in ruhu dimdik durmaya devam ediyor. Kudüs'te zaman “mevud” gününe doğru ilerlemeye devam ediyor.

Tarihin hafızası buradan haykırıyor bizlere; Kudüs bir nimettir, her kula nasip olmaz…