27 Ağustos 2021

​Unvan fetişizmi ve kolezyum histerisi

İnsanın sorgulama, anlama, akıl yürütme, iddia edileni çözümleme, bir savın bilinmeyenlerinin sağlamasını bilinenlerle yapma yetisi ve hakkı çok hızlı adımlarla elinden alınıyor. İnsanlığı gettolara bile değil, kamplara hazırlayan irade, sindirilmiş, hazmedilmiş sünepeyi inşa etti, modelledi ve hızla çoğalttı. Otoritenin yüzlerine dahi bakmaya tenezzül etmeden ortaya söylercesine buyurduğunu, kendi sesleriyle, kendi fikirleri olarak tekrar edip diğerlerine karşı bunun kavgasını veren kalabalıklar oluşturuldu.

Şimdi onların ilk misyonu mütehakkimin kabul ve hükümlerini haklı çıkartmak için karşı kanaat sahiplerinin söylediklerini baskılayacak bir tahkir ve tezyif uğultusu çıkartmak, ikinci misyonları ise perestiş edilen otorite, karşıtları üzerinde tedrici bir kıyıma başladığında holiganca tezahürat yaparak ihtiyaç duyulan toplumsal onayı sağlamaktır.

Zulümün bir üst evreye geçiş aşamalarında uygulamaya konulacak olandan bile daha aşırısını talep edip süreci kolaylaştırıyor ve bu tür kışkırtıcı beklentilerle mütehakkimlerin elini güçlendirerek onlara karşı kitlesel yılgınlık, rıza hattâ minnet hissi oluşturma işlevini ifâ ediyorlar. Bu duruma verilecek en uygun adın “kolezyum histerisi” olduğunu düşünüyorum.

Kolezyum histerisi, diğerleri arenada vahşi hayvanlara ya da gladyatörlere parçalatılırken ya da en temel hakları ellerinden alınırken tribünlerde kendini güvende hissetmekten, acziyetten değil ezenin kudretinden yana konuşlanmaktan, güçlünün lehine bağırarak onu alkışlıyor olmaktan kaynaklanan bir muktedirlik vehmi.

Korkunun membaı erkle özdeşleşerek kendini, gururunu ya da sahip olduklarını koruduğu sanısı. Bu güdü, taşıyıcılarının ayrıcalıklı seçkinlik sanrısıyla uyuşmalarını, tehdit ve kaçma riski olmayan hoşnut kurbanlar olarak serpiştirildikleri alanlarda sıralarını beklemelerini sağlıyor.

Hâlbuki tribünde olma hâli döngüsel ve konjonktürel bir değişken. Locadakiler tribündekilere şefkatle değil iştahla bakarlar. Arena, lâtince “kum” demekmiş. Kumun işlevi kanı emmek. Kan emildiğinde geride korku ve itaat kalacak!

İnsanın varlığı ve akletme melekesi kovid şamatası ile sürüme sokulan oldu-bittilerle ve geri dönüşü olmayan blokajlarla kundaklanarak hayatın içinden sürülmek, tard edilmek isteniyor.

Ademoğullarının kendisiyle ilgili, çocuklarıyla ilgili, ülkesiyle ilgili bir kanaatinin olması, bunu ifâde etmesi ve bu doğrultuda hür iradesiyle hareket edebilmesi kalıcı olarak yok edilmek üzere!

Bu sürece insanın gardının en çabuk düşeceği sağlık alanından başlanması elbette tesadüf değil.

Söz söyleme ve kanaatini beyan etme hakkı uzmanlık ve diploma fetişizmiyle sertifikalandırılıyor. Ancak söz ve kanaat kavramları ile kastedilen yeni anlam, sertifikalandıran otoritenin buyurduğunu birebir çoğaltıp kendi sesiyle tekrar etmekten ibâret bir eylem illüzyonu artık.

Herhangi bir uzman bunun dışına çıkarak gerçekten kendi kanaatini, objektif tespitlerini ve itirazlarını dile getirmeye yeltenirse hızla istihza ve tezyife parçalattırılacak, düşüncesi kriminalize edilerek suçlanacak, susturulacak hattâ yok edilecektir.

İnsanlık buna bir defa rıza gösterirse tekrar eski özgür günlerine dönebilmek için çok ağır bedeller ödemek zorunda kalacak.

Ödemek ve ödetmek…

Halbuki bir konu üzerinde mesleki uzmanlık vesikasına, unvanına sahip olmak, diğerinin kanaat, algı, fikir, kabul ve retleri üzerinde o kişinin tahakküm kurabileceği anlamına gelemez.

Aksiyle talep edilen bilme ve anlama çabasına istinat eden bilim değil bilâkis kara bir cübbeye ya da beyaz bir önlüğe bürünmüş şeytani bir ruhbanlığın inşâsıdır.

Kendisine yöneltilen her türlü şüphe ve itiraz için cübbenin veya beyaz önlüğün bir kolundan sarkan aforoz öbür kolundan sarkan engizisyondur.

Hürriyetin, aklın, insanın nefesini keserler.

Aslında mesleki ustalık, uzmanlık, kıymeti kendinden menkul bir statü değildir; büyük ölçüde diğer insanların tasdik ve teyidiyle anlam kazanırlar.

Yaptırdığımız masa düz zeminde sallanıyorsa marangoza itiraz eder, “bu iş yanlış” diyebiliriz.

“Sen marangoz musun, otuz yılını bu mesleğe adadı, sorsan malzeme meşe mi kestane mi birbirinden ayıramaz ama ustaya iş öğretiyor” gibi itirazların hepsi abes, hepsi saçmadır.

Yapılan işin sonucu kötü, tecrübe ettiğimiz netice olumsuzsa ustalık ve uzmanlık gibi unvanlara teslim olarak mevcut duruma rıza göstermeyiz.

Diş hekimliğinde de cerrahlıkta da makine mühendisliğinde de tornacılıkta da, tezgâhtarlıkta da, antrenörlükte de benzer kriterler geçerlidir. İnsanlar sonuçlarından memnun olmadıkları, şüphe duydukları, bildikleriyle çelişen uygulamalara itiraz eder ve açıklama isterler; doğru ve doğal olan budur. Bilim adamı üzerinde çalıştığı disiplini ve o disiplinin tatbiklerini diğer insanlar için anlaşılır hâle getirebilen, sebep ve sonuçlarını açıklayabilen kişidir.

Bilim tereddüt, soru ve şüpheden beslenir ve sürekli çapraz sağlamalarla yol alır. Ayrıca anlama ve bilmenin zihinsel süreçleri ve öğrenme düzeneği tüm disiplinler için aynıdır. Üzerinde çalışılan konunun, matematik, tıp, felsefe, kimya, saat tamiri ya da göz ameliyatı olması anlama ve öğrenmenin zihinsel mekaniğini değiştirmez.

Dolayısıyla bilimin algılama, veri toplama, kıyaslama, hüküm çıkarmaya ilişkin temel yöntemlerini herhangi bir disiplin ya da meslek üzerinden öğrenmiş her akıl, yöneldiği tüm alanlarla ilgili çok doğru sorular sorabilir ya da aksaklık ve tutarsızlıkları fark edebilir.

Zaten bilim, diploma ya da alan fetişizmiyle değil, emâre, doğru soru ve itirazlarla ilgilenir ve bu yolla ilerler. Sertifika, unvan ve diploma fetişizmi ile tiranlık ve ruhbanlık ise birbirlerini doğurur, besler, büyütür ve yeniler.

Bu yüzden küresel kovid dayatmaları ve aynı istikamette yapılan medya manipülasyonları karşısında ihtiyacımız olan davranış, itirazları, uyarıları hiç duymuyormuş gibi davranan, iddialarının ve uygulamalarının doğruluğunu tartışmalı hâle getiren istatistiklere ve bulgulara karşı körleşen akademiler ile ulusal sağlık bakanlıklarına karşı en az onlar kadar kararlı biçimde, savların tarafsız ve âdil şekilde değerlendirilmesini talep etmek olmalı.

Cevaplanmayan soruları ısrarla tekrarlayanlar haklı itirazları dillendirenler kendi seslerinden ve sözlerinden bıkıp susarlarsa veya onlar cevaplanmış ve açıklanmışçasına başka suallere geçerlerse tuzağa düşerler.