28 Şubat 2018

Vicdan konvoyu yola çıkmaya hazırlanıyor

Suriye'deki hapishanelerde tutulan kadınların serbest bırakılmaları için "Kadını Koru İnsanı Koru" sloganıyla 6 Mart'ta İstanbul'dan yola çıkacak olan "Kadınlar için Vicdan Konvoyu", 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde Suriye sınırına ulaşacak.   

Sakarya Orman Park'ta düzenlenen basın toplantısında konuşan avukat Gülden Sönmez, en az 400 bin erkek veya kadının bir şekilde rejim zindanlarına girdiğini, bir kısmının da hala orada olduğunu söyledi. 

Suriye rejiminin kadınlara tecavüz ve saldırıyı bir savaş silahı olarak kullandığına dikkati çeken Sönmez, "Savaş sürecince hapse giren 400 bin kişiden 13 bin 581'i kadın. Bu kadınların 6 bin 736'sı ismi kim oldukları belli olan kadın ve hali hazırda Suriye rejiminin resmi hapishanelerinde tutuluyor. Aslında biz Türkiye ve dünyanın birçok yerinden kadınlar olarak bu 6 bin 736 kadını özgürleştirmek için bu organizasyonu yapıyoruz. Nihai hedefimiz onların tamamının bu zindanlardan çıkarılması ve serbest bırakılması. Bu 6 bin 736 kadının 417'si kız çocuğu." diye konuştu.

Bu rakamların Suriye rejiminin hapishanelerindeki resmi veriler olduğunu, depo, boş fabrika gibi hapishaneye çevrilmiş yerlerdeki kadınların listesinin bilinmediğini ifade eden Sönmez, farklı türdeki örgütlerin tuttuğu kadınların listesinin hiç kimsede olmadığını belirtti.

Sönmez, her hapse giren veya yakını hapse girenlerin tecavüz ve işkence gibi her türlü kötülük yapıldığı için damgalanmak korkusuyla ya da yaşadıkları travmadan dolayı başına gelenleri kayıtlara geçirmediğini, bu nedenle organizasyon yaptıklarını anlattı.

Kadınların hürriyetlerinin kısıtlanıp hapsedilmeleri, işkenceye maruz kalmaları veya tecavüz gibi cinsel saldırı suçlarına muhatap olmalarının İslam hukukunda olduğu gibi bütün hukuk sistemlerinde savaş suçu denilen insanlık suçunu teşkil ettiğinin altını çizen Sönmez, şunları söyledi:

"İslam dünyası olarak biz bu kadınları nasıl kurtaracağımızı hiç konuşmuyoruz. Dünyada en duyarlı ülke Türkiye, en çok muhacirle iç içe olan Türkiye, derdiyle dertlenen, yardımcı olan Türkiye ama sonuçta bu kadınların nasıl kurtarılacağı ile ilgili kimse bir şey yapmadı. Biz yapmazsak Birleşmiş Milletler mi yapacak? Böyle bir dünya da yok. Müslüman kadınlara böyle bir kıymet verilmiyor. Nihayetinde onlar kız kardeşlerimiz. Müslüman olmasalar da böyle bir zulme karşı tavır almamız gerekiyor. Türkiyeli kadınlar olarak 'Böyle bir organizasyona girelim dünyaya bir çağrı yapalım' dedik ve Vicdan Konvoyu adıyla bir konvoy çıkarmaya karar verdik. Sloganımız 'Kadını Koru İnsanı Koru'. Bunun bütün insanlığın ortak meselesi olduğunu dile getirmeye çalışacağız."

 

ESKİ GAZETECİLER ARASINDA DOSTLUK DAHA ÇOKTU

Bâbıâli Enderun Sohbetleri'nin bu haftaki konuğu Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak'tı. Sohbetin yöneticisi Gazeteci yazar Mehmet Nuri Yardım program öncesinde yaptığı kısa konuşmada, Bab-ı Ali'nin bir zamanlar basın yayınının merkezi olduğunu hatırlatarak şöyle devam etti: “Burası, Bâbıâli; önce siyasetin merkeziydi, sonra basının ve yayın dünyasının merkezi oldu. Ne yazık ki bütün gazeteler bu semtten taşındı. Basın buradan ayrılınca, gazeteciler de buralara gelmez oldu. Şimdi bu toplantılar vesilesiyle ara sıra gazeteci dostlarımızı davet edeceğiz. Gelsinler, yıllarca emek verdikleri bu sokakları dolaşsınlar, nostalji yapsınlar, dostları ile muhabbetlerini tazelesinler. İnşallah bu toplantılar hep devam edecek.”

Medya bir algı operasyonu malzemesi olarak kullanılıyor

Medyanın geçmişten beri bir algı operasyonu malzemesi olarak kullanıldığını belirterek konuşmasına başlayan Nuh Albayrak, ”28 Şubat'ın asıl aktörlerinin dönemin güçlü medya organlarının olduğuna dikkat çekerken “O dönemin gazete sayfalarına ve manşetlerine bir göz atacak olursanız algı operasyonunun nasıl yapıldığını görürsünüz” dedi.  

Geçmiş yıllardan beri medyanın genelde ‘algı operasyonu malzemesi' olarak kullanıldığının görüldüğünü ifade eden Albayrak, şöyle devam etti: “Umumiyetle medyanın gidişatına baktığımız zaman şunu görüyoruz, haber veren bir unsurdan ziyade, ana hatları ile etkili olmak isteyen, toplumu yönlendirmek isteyen bir unsuru görüyoruz. Basın malesef geçmişten bu yana hep algı operasyonlarında malzeme olarak kullanılagelmiştir.”

Eskiden gazeteciler arasında dostluk daha çoktu

Nuh Albayrak eskiden gazetecilerin daha sık görüştüklerini böylelikle dostlukların daha güçlü olduğuna vurgu yaparken sözlerine şöyle devam etti: “Bütün gazeteler Bâbıâli'de iken o zaman da yine manşet savaşları olurdu. İdeolojik çarpışmalar olurdu. Fakat birbirlerine sabah bu haberleri dizenler öğleyin ya Sultanahmet Köftecisi'nde ya Basın İlan Kuruluşu yemekhanesinde buluşur, dönüşte birilkte yürüyerek dostlukla gazetelerine dönerdi. Vapura binerken, o ortamlarda aynı kişiler beraberlerdi. Muazzam bir usta çırak ilişkisi vardı. Bu ayrışmalar sadece kurumların üst kademesi arasında kalıyordu, çalışanlar büyük ölçüde birbirine bu saygıyı muhafaza ediyorlardı. Buradan ayrılıp herkes başka bir dünyaya başka bir plazaya, kendi dünyasına kapanınca gazeteciler çalıştığı kurumun ideolojik, siyasi düşüncesi ile bütünleşmeye başladılar. Eskisi gibi bir ortam şimdi yok. Fiziki birlikteliğin değerleri muhafaza ettiğini düşünüyorum.”

AHLAKLI OLMAK ALTIN MADALYAYI KAYBETMEYİ GEREKTİREBİLİR

 

Mevlana İdris abimiz köşesinde yaşanmış gerçek bir hikaye'ye yer verdi. Mısırlı dünyaca ünlü judocu Muhammed Ali Rişvan'ın hayatından önemli bir kesit idi. Okuyanları derinden etkiledi. İşte o yazı.

 

“Mısırlı'ların ve Arapların övüncü Muhammed Ali Rişvan başarılarını çok insanın bilmediği Mısırlı bir judocuydu. 1984 yılı Los Angeles olimpiyatlarında judoda altın madalyayı hak ettiği halde gümüş madalya kazandı. Şöyle ki; son maçta Japon rakibiyle karşılaştı Japon'un sol ayağında tendonlarda yırtılma oldu. Bu yüzden Sol tarafı zayıftı. Müsabakada antrenörü ısrarla sol bacağına saldırmasını bağırıyordu. Fakat o hiç buna çabalamadı ve yenildi. Gümüş madalyayı kazandı. Bu durumu röportajda soran gazeteciye: “Benim dinim yaralıya vurmayı yasaklıyor. Eğer o durumdayken sol bacağına yüklenseydim sakat kalabilirdi; madalya için bunu ona yapamazdım” demiş. Onun bu tavrı ayakta alkışlandı ve UNESCO dünyanın en ahlak sahibi sporcusu üstün ödülüne layık gördü. Japon'lar onu bir kral gibi ülkelerinde karşıladılar. İstatistiklere göre onun bu tavrından etkilenip İslamı inceleyip dünyada elli bin kişi Müslüman oldu. Hatta Bunlardan biri olan müslime Japon Riko hanım ona âşık oldu ve evlendiler şimdi İskenderiyede yaşıyorlar.”

MENDİLİ İŞLE YOLLA

Mendilin bizim kültürümüzde büyük bir yeri var. Hikayelerimizde, destanlarımızda ve türkülerimizde neredeyse başrolde. Mendilin unutulmaması için Tokat Erbaa'da güzel bir proje başlatıldı.

Erbaa Merkez Anadolu Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Günay Uysal öncülüğünde "Türk Kültüründe Zarafetin Simgesi Mendil" adlı proje hazırlandı. Proje ile öğrenciler, yöreye özgü tahta baskılarla mendiller hazırladı. Geleneğe uygun yapılan, hilal ve yıldız ile "Yaşasın askerler" baskısı yapılan mendiller ilçede görev yapan askerlere armağan edildi.

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Günay Uysal, Türk kültüründe hatıra mendilin ayrı bir yeri olduğunu belirtti.

Dini bayramlarda çocuklara verilen mendilin içine şeker ve harçlık koyma geleneği, bir mesajlaşma aracı olarak sevgiliye verilen isimlerin baş harflerinin işlendiği mendil ile askere giden kınalı kuzulara verilen mendilin halk edebiyatı, oyunları, müziğinde yeri olduğunu aktararak Uysal, bu kültürü yeni gençlere aktarmak için projeyi hazırladıklarını söyledi.

Proje kapsamında öğrencilerle hem bu kültürü irdelediklerini hem de al yazmalı mendiller hazırladıklarını anlatan Uysal, şöyle konuştu:

"Projeyle ürettiğimiz mendiller birer hatıradır. Türk kültüründe mendil çok önemlidir çünkü araştırmalara baktığımızda tarihte ilk mendilin Uygurlardan itibaren bizim kültürümüzde olduğu, sonrasında ise dünyada askerlere büyük olaylarda hatıra anı mendillerinin yapılıp dağıtıldığı görülmektedir. Bu kültür tarihimizde de mevcuttur. Biz de Osmanlı'dan esinlenerek bir mendil hazırladık."

Öğrenciler de Türk kültüründe farklı anlamlar taşıyan hatıra mendil geleneğinin yaşatılması için hazırlanan projenin kendileri için anlamlı olduğunu kaydetti.

LAPA LAPA YAR

Küçükçekmece Belediyesi Kültür Müdürü Salih Nurettin Çevik içinde bir birinden güzel kar- kış hikâyelerinin olduğu harika bir derleme kitaba imza attı. İsmi ‘Lapa lapa yar'

Kış hikayeleri güzeldir. Romantiktir. Şiirsel bir güzelliği vardır. Kitabı elinize aldığınız zaman size bir müddet sonra çay eşlik edecek.

Bir birinden değerli isimlerin hatta çok değerli şairlerin de hikayeleri var kitapta.  Bazı isimlere yer vermek istiyorum. Kimler mi? Adem Turan, Beşir Ayvazoğlu, Cevat Akkanat, D. Ali Taşçı, D. Mehmet Doğan, Fahri Tuna, Haydar Ergülen, Hüseyin Akın, Hüseyin Karacalar, Mehmet Kamil Berse, Mustafa Özçelik, Rahim Er, Recep Garip, Senai Demirci, Şakir Kurtulmuş, Teodora Doni..

Mehtap Altan'ın ön sözünü yazdığı bölümden bir pasajı paylaşmak istiyorum.

“Kar ve yazmak
Biri lapa lapa düşer toprağın öksüz tenine, diğeri lapa lapa susanların gönlüne alfabeden bir çığ olur öper yaralı anları en acıyan yerinden cümle cümle. Yazmak sanatı, hayatın tavan arasına saklanmış bilge umutlardır aslında. Yeryüzüne inen onlarca kar tanesi nasıl birbirine benzemiyorsa, yazmak eylemine gönüllü soyunanların duyguları da birbirine benzemez; ama sığınışları ya da gönüllü teslimiyetleri aynı yeredir. Yani hakikatedir!..
 
“Lapa Lapa Yâr” da her bir kar tanesinin coşkusuna, mürekkebinde öyküler damıtan kalpler eşlik etti. Kimi bir öykünün arka sokağında öksüzlüğünü emzirenin üzerine yağan karı, kimi çocukluğunun kasnağında kalan ayazı, kimi kelimelerden ördüğü ip ile kardan adamların boynuna dolanan şefkati, kimi korsan hüzünlerin penceresinden firar eden umutlu bakışları, kimi ise gecenin gözlerine kaçan kış sayıklamalarını yazdı.”

MÜZİKLİ MAARİF TAKVİMİ

Konyalılar Derneği ve Vakfı her ay güzel bir etkinliğe imza atıyorlar. Bursiyer öğrencilerin ve yöneticilerinin de katıldığı sohbet toplantısına her ay alanında başarılı bir isim gelerek sohbet ediyor.

Şubat ayı toplantısı da yapıldı. Konuk ülkemizin önemli işadamlarından Metin Duruk idi. Konuşma programının sonrasında Mehmet Günteki, üç kişilik ekbi ile harika bir müzik dinletisi yaptılar.

Tarihte Şubat Ayında gerçekleşmiş mühim olaylar veya doğan, vefat den tanınmış isimlerle birlikte; bu İsimlerin türk müziğine bağlantısını kurup çeşitli makamlarda seslendirilen şarkılar sunuldu. Program ayakta alkışlandı.