23 Haziran 2022

Yaşamdan eksilen samimiyet

Plastik çiçeklerin daha güzel göründüğü ve daha zahmetsiz olduğu fikrine inanmamızla başladı belki de her şey. Sonra güllerin rengini değiştirip, kokusunu çaldılar türlü bilim hileleriyle. Halbuki canlı çiçekler sadece koku değil, renk, umut, sevgi, yumuşaklık ve merhamet de katardı yaşama ve insana. Keşke kabul etmeseydik plastik çiçekleri, direnseydik kavruk çehremiz ve çileli sinemizle. En azından kutlu bir direnişimiz olurdu, çiçekler uğruna.

 

İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Çiçekler usulca çekili verdi pencere kenarlarından, parklardan ve yaşamdan. Artık dikeni ve kokusu olmayan güller modaydı. Ve kimse yadırgamadı, güllerin çalınan kokusunu, mavi, turuncu, yeşil veya mor oluşunu.

 

Kimse çiçeklerin çalınan kokusuyla ilgilenmiyordu artık. Herkes çiçeklerin nasıl göründüğüyle ilgiliydi. Gösteri ve gösteriş toplumunda muteber olan görüntü değil miydi zaten? Nasıl olduğumuz değil, nasıl göründüğümüz önemliydi bu sahtelik çağında.

 

Güzel görünmek, mutlu görünmek, güçlü görünmek, bilgili görünmek, sosyal görünmek…Evet insanın görünen yüzü ve bir de görünmeyen tarafı var. Gerçekten göründüğü kadar mutlu, güçlü, bilgili veya sosyal miyiz? Yoksa kalabalık kitleler içerisindeki yalnız kişiler miyiz?

 

Üstat Nuri Pakdil; “Yapayalnız dolaşıyor bu çağın insanı, çünkü birlikte yürüyecek kadar güvenmiyor kimse birbirine” dizeleriyle anlatmıştı post modern insanın yalnızlığını. Merhum Şair Erdem Bayazıt ise;

 

“Bir gidip bir gelerek durmadan

Ay ışığını soluyan ey deniz ey o denizin dibi

Sonra büyüten yalnızlığını kanayan yalnızlığına kalbim gibi”

 

dizeleriyle anlatmıştı kalabalıklar içerisindeki yalnızlığını, yalnızlığımızı. Oysa bu niceliksel bir yalnızlık değildi. Pek çok insan gibi onlarda çok yakındı kalabalıklara ve insan yığınlarına.

 

Bu belki anlaşılamamak, belki paylaşamamak, belki güvenememek, belki de samimi bulmamakla ile ilgili bir yalnızlıktı. Tıpkı bugün ki yalnızlığımız gibi.

 

Sahi, etrafınızda her sıkıntınızı paylaşabileceğiniz, var gününüzde değil dar gününüzde, sadece sevinçte değil elem ve keder vaktinde yanınızda bulabileceğiniz kaç kişi var? Sözlerinden ve fiillerinden emin olduğunuz, gizli bir ajandası olmayan, çıkarsız ve beklentisiz, sadece Allah rızasını gözeterek sizi seven ve yanınızda olan kaç kişi var?

 

Pek çoklarımız bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sayıda samimi insana sahibiz. Bu ise yalnızlığı, beraberinden psiko-sosyal problemleri, depresyonu ve hatta intiharı getiriyor. Elbette diğer bazı değişkenlerde bu süreçte etkili ama yalnızlık çok önemli bir role sahip.

 

İnsan, sosyal bir varlık ve onun hem dünyevi hem de uhrevi mutluluğunda diğer insanlarla olan ilişkileri önemli bir role sahip. Hepimiz anlaşılmak istiyoruz, diğer insanlarla yakınlık kurmak, etkileşimde ve paylaşımda bulunmak istiyoruz. Bu ihtiyaç yeterince ve sağlıklı bir şekilde karşılanmadığında birey ve toplum için bazı olumsuzluklara yol açıyor. 

 

Birbirinden emin olan, ilişki kurarken veya etkileşimde bulunurken herhangi bir çıkar ve beklenti içerisine girmeyen, samimi bir nazar ve duygu ile birbirine yaklaşan bir toplum ne ara asli değerlerini terk etti de bu hale geldi? Bizim inancımız ve değer sistemimiz bunu samimiyeti inancın bir gereği olarak görmüyor mu?

 

Allah-u Teala, insanın hem zatı ile olan ilişkilerinde ve kulluğunda hem de diğer insanlarla olan ilişkilerinde samimiyeti adeta bir önkoşul olarak görmüş ve pek çok ayette bunu vurgulamıştır.

 

Samimi bir kalp, samimi bir nazar ve samimi duygularla birbirimize yaklaşalım. Birbirimizden emin olalım, tıpkı mazimizdeki gibi…

 

Vesselam…