Advertisement

07 Nisan 2021

​Zarf Mazrufa İşaretse yahut Türk Makam ve Usulünde Musiki

Türkiye bu toprakların adıdır. Bu ismin gösterdiği şey bir toplum/millet, bir devlet ve bir şehirde kurulan nizam ve bu nizam içinde Türkün sadece kendi budunundan olanları değil farklı olanları da kendi düzeninde bir eyleyen, diri eyleyen bir arada yaşanılabilir olandır. Türk lafzı mefhumu ile bize bunu anlatır. Mefhum kargaşası yahut modern bir takım etkilerle meseleyi mugalâta vadisine sürmek isteyen ve bu yolda gayret edenler içinse bitmeyecek bir boşa uğraşı söz konusudur.

Bu nizamı en güzel gördüğümüz sahalardan birisi kültürdür. Kültür alanında sanat ve bilim bu noktada pek çok güzelliğin mâkesidir. Türklerin dünyası ötekileştiren, dışlayan, yok sayan, damgalayan ve yok etmeye çalışan bir dünya olsaydı bugün yeryüzünün bazı kesimlerinde tek düze bir yapının oluşması işten bile değildi. Türkler bunu bir atıfet yahut hoşgörü olarak yapmadılar. Bu varoluşlarının, milli seciyelerinin, toplum/millet yapılarının, devlet törelerinin ve nihayet imanlarının onları mesul kıldığı bir keyfiyetti.

Sanat merkezli olarak şehirler ve vatanın her köşesinde gelişen faaliyetler muhakkak ki vatan dediğimiz bu nihai şeklin oluşmasında etkili unsurların en önemlilerindedir. Musiki bu cümleden maddi ve manevi varlığımızın sesler ve sözler ile tecessüm eden bir halidir. Türk nizamı içerisinden musiki daima var olmuştur. Türkistan’dan Türkiye’ye taşınan sazlar, sesler ve sözler de bu birliği aksettirirken Türkler karşılaştıkları değerlerden de sarfı nazar etmeyerek kültürleri içerisinden bunları bir değere dönüştürerek geleceğe yürüdüler. Farabi’den başlayarak musiki, umranımız içerisinden nazari ve tatbiki olarak hep icra edildi. İşte bu süreçler gayesi Türk ruhunun ve zevkinin muhtelif duygularını ifade olarak Türkiye’de, Osmanlı devrinde gördüğümüz pek çok Ermeni ve Rum gibi asıllardan gelen vatandaşlarımızı da bünyesine alarak, Türk musikisi lafzı ve mefhumu içerisinde yapıyı oluşturdular. İşte bizim mana dünyamızın esas kapılarından birisi de bu Klasik Türk Musikisidir. Bunun farklı türlerdeki icraları bütünü ile bu musikinin mütemmim cüzleri olarak bu varlığımız içerisinde yer alırlar. Şarkılar ve türküler hep bu cümledendir. Tanbur ile sipsi burada bir vatan kurarak birleşirler. Türkiye bir kavimler mozaiği olmadığından milli, dini ve insani saiklerle hep birlikte bu vatanda millet olduğumuz tüm renkler bu bütünün ve mantığın içinde kendi güzellikleri ile yer aldılar. Bu bakımdan Türk musikisi lafzı Türklerin asırlara sari kültür ve medeniyetinin ulaştıkları pek çok coğrafya ve toplumla paylaştığı bir değerler manzumesidir. Lakin o adıyla şahsiyeti ve kimliği belli olandır. Yahya Kemal’in enfes mısralarında ifade ettiği üzere Çok insan anlayamaz eski mûsıkîmizden Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden Açar altın bir anahtarla rûh ufuklarını Hemen yayılmaya başlar sadâ ve nûr akını. Bu bakımdan ülkemizde icra edilen musikinin adının etkilendiği yerel ve bölge etkileri üzerinden ifade her zaman daha anlaşılır ve mefhumu ifade babında daha faydalı olmayacaktır. Kök bilinmeden ağaç anlaşılamaz. Bu ismi kaldırmak ve onun yerine farklı alt isimlere yönelmek olanı daha iyi ifade olmayacağı gibi mevcudun kimliğini zedelemek bakımından da hassasiyet taşır.

Neden böyledir? Yine Yahya Kemal ile düşünmeye devam edelim: Bu neslin ortada dâhîcedir başardığı iş Vatan nasıl karışır mûsıkîyle göstermiş Bu yaz kemençeyi bir dinledinse Kanlıca'da Baharda bir gece tanbûru dinle Çamlıca'da. Musiki doğası ve esası itibariyle insanlığın müşterek bir değeridir. Cihanşümul bir mana taşır. Lakin bir musikiyi klasik kılan şey o umumi değerleri kendi kültür muhtevası ile ifade ederek insanlığın kucaklayacağı bir yapıyı oluşturabilmektir. Bir makam yahut nota değeri milletler üstüdür; lakin oradaki sesler, sözler ve manalar bir milletin kendini ifadesi olarak millidir. Farklı sazlar nasıl tek bir sese makam ve usul ile ulaşıyorsa; işte vatandan musikimizin makam ve usulü Türk adı ile söz konusu olan yapı esasında teşekkül eder. Usulün darpları ve makamın nota değerleri kaybedilirse ahenk yok olur ve kakafoni başlar.

Öte yandan cihanşümul olmayı beklemek de tam burada başlar. Dahi bir nesil kendi milli olanı üzerinden insanlığa bir yol açıp nasıl ulaşmış ve Türk musikisi bu manada bir değere dönüşmüş ise musikiye alem olan Türk isminin varlığı zarf olarak bu mananın muhafazası adına önemli bir mazruf değil midir? Peki ya vatanın musikiyle karışması meselesinde Türkiye ile Türk musikisinin bu manada vatanlaşan anlamını ne yapacağız? İşte Türk musikisi lafzı ve mefhumu bu manaları meknuz iken bu hazineye ad koymak konusunda yaşanan tereddüt yahut vaki icraat hangi hikmete mebni bir saiki değerlendiriyor olabilir? Musiki bir milletin ve vatanın manası ile birleşerek bir medeniyet sesine dönüşüyorsa değerlidir. Ona yerel yaftalar asarak bütünü parçalayarak manayı tecessüm ettirmek düşüncesi gözden geçirilmesi gereken bir konudur, diye düşünüyoruz. Zarfa bakarak mazrufu göremiyorsak hele de kafa karıştırıcı muğlak adresler yazılarak mazruf ifadeye çalışıyorsa orada büyük bir kafa karışıklığı yahut meselenin özünden inhiraf söz konusu demektir.

Burada Yahya Kemal’e fikirdaşlık ile devam edelim: Bu sazların duyulur her telinde sâde vatan Sihirli rüzgâr eser dâimâ bu toprakdan Evet bu eski nesil bir şerefli âlem açar Duyuşda ince zamanlardan inkırâza kadar. Vatan duyulan bu tellerde ve bu topraklarda insani, milli ve dini eşkâlimizin esasının duyulduğu o seslerde Türk adı musikimiz için bir zorlama yahut bölücü bir dayatmamıdır ki bu ismin varlığı bazı alt tanımlara yahut muğlak kavramlara tebdil ediliyor. Meseleyi polemik konusu yapmadan kültürün ve milletin bir meselesi olarak şahsiyet ve kimlik düzeyinde düşününce Türk milletinin varlığı yadsımak, devletin ve şehrin oluşturduğu medeniyet içerisindeki ilmi ve bedii her alanı bir uluslar arası fuar alanına çevirmek kime ve neye yarayacaktır? Milli musikinin modern uygarlık telakkileri ile dışlanması nasıl bir ifrat idiyse Türk Musikisi adının da farklı mülahazalarla ıskatı bir tefrittir. Bu sebeple meselenin ilmi, insani ve milli çerçevelerden göz önüne alınarak konunun bir bürokrasi kararı meselesi olmanın ötesindeki değer ve ehemmiyetinin ilgililerince makul mahiyette ele alınacağı ise memuldur.

Vatanın, devletin ve milletin adı ne ise musikinin şahsiyet ve kimliğinin ifadesi de o makamda önemlidir. Makamdan çıkarsak yahut usulü bozarsak ne olacağını ise izaha gerek bırakmadan icracı mevkiinde bulunan mesuliyet makamlarını da işgal eden saygıdeğer erbabı daha iyi bilecek ve anlayacaktır.  

Vesselam.