24 EKİM 2020 CUMARTESİ

Günün Tarihi

YUNAN BAŞKOMUTANI TRİKOPİS’İN ESİR ALINIŞI

Günün Tarihi

2 Eylül 1922: Yunan Başkomutanı Trikopis'in Esir Alınışı

2 Eylül 1922 gecesi saat 10.30 sıralarında süvari bölüğü komutanı Sivaslı Yüzbaşı Ahmet Bey (Sakallı Ahmet Bey diye tanınan) esir generaller ve maiyetlerini Bölmelik Tepe'deki (Çakmaklı Tepe) Beşinci Kafkas Fırkası Komutanı Kurmay Albay Dadaylı Halit Bey'in (Halit Akmansü) yanına getirmişti. Esir alınanlar şunlardı:

 

Yunan Kuvvetleri Başkomutanı General A. Trikopis,

  1. Kolordu Komutanı General Dijennis,
  2. Kolordu Kurmay Başkanı Albay Yuvannis,

İzmir'e ilk çıkan 13. Tümen Komutanı Albay Vandelis

Albay Kalinalis ile beraberlerinde bulunan yaverleri…

 

Trikopis'le Halit Bey arasında geçen, yukarıda belirttiğimiz konuşmadan sonra Çadırlı Ordugâhının önüne yakılan bir kır ateşinin etrafına hep birlikte oturmuşlardı. Esir generaller aç ve perişandı. Halit Bey, karargâh komutanına esirlere bir ikramda bulunulmasını emretmişti. Fakat aşağı ileride bulunan Göğem Köyü'ne erzak temin edilmesi için gönderilen mekkâre boş olarak dönmek mecburiyetinde kalmıştı. Köyde sağ kalanların verdikleri cevaplar pek enteresandı. Köylüler daha birkaç saat evveline kadar, köylerini, yurtlarını yakan ve kendilerine her çeşit zulmü yapan düşman subaylarına hiçbir yiyecek, hatta bir dilim ekmek veremeyeceklerini, ama komutan için (Halit Bey) canlarını bile fedaya hazır olduklarını ifade ediyor, özür diliyorlardı.

 

Köylüler bu davranışlarında yerden göğe kadar haklıydı. Düşmanın ve bilhassa, o gün esirlerin içinde hasta halde bulunan General Dijennis'in yaptıkları, “Tahkik-i Mezalim Cemiyeti” raporlarında insanlık dışı uygulamaların en feci örneklerinden biri olarak tarihin derinliklerine intikal etmişti…

 

Ertesi gün yani 3 Eylül 1922 günü esirler, kendilerine ikram edilen sabah kahvaltısından sonra, Beşinci Tümen'in süvari bölüğü ile bu bölüğün komutanı Sivaslı Yüzbaşı Ahmet Bey'in refakatinde Uşak'a sevk edilmişlerdi. Esir generaller yine kendi atlarıyla yola çıkarılmışlar, yaralılar ise halktan alınan kağnılarla Uşak'taki askeri hastaneye gönderilmişlerdi.

 

Müteakiben Batı Anadolu'yu baştan sona işgal eden, işgal sırasında binlerce Türk'ü öldüren, kadınlarının namusuna tecavüz eden, mallarını gasbeden, sonra da İzmir ve Manisa başta olmak üzere şehirleri yakan Yunan Ordusunun komutanı ve diğer kurmay heyeti hiç bir ceza verilmeden, bir misafir gibi ağırlanıp Yunanistan'a iade edildiler.

 

“Binlerce Türk'ün katili bu savaş suçlularını cezalandırmadan nasıl serbest bırakıyorsunuz?” diye sormak kimsenin de aklına gelmedi.

 

2 Eylül 1946:Demokrat Parti'ye Karşı Linç Kampanyasının Başlatılması

 

Şeflik medyasının kalemşörleri  ülkede müteşekkil yeni siyãsî partiye yönelik menfi düşüncelerini gazete köşelerinde dile getiriyorlardı. Bunların başında Falih Rıfkı Atay geliyordu. Atay, 2 Eylül 1946 günü yazdığı yazıda “Demokrat Parti kurucularının canlarının yakılması gerektiğini savunuyor” (Bila,1999:110)  “Demokrat Parti'nin kuruluşuna alkış tutan gazetecileri ‘Kafasız ve zevksiz'” (Bozdağ,1991:35)   olmakla suçluyordu.

 

Behçet Kemal Çağlar ise, “Demokrat Parti kurucularının dokunulmazlıklarının kaldırılmasını istiyor, bunu yerine getirmeyen hakimleri Demokrat Partili olmakla” (Ağaoğlu Samet,1993:67)   itham ediyordu.

 

Şef'in partisi CHP ise karşısına çıkmış bu çiçeği burnunda rakibini siyaset sahnesinden silmek üzere her türlü tarzı mübah sayarak hayata geçiriyordu. CHP idarecilerinin bir kısmı da radikal tedbirlerle kökten bir çözüm arıyorlardı. Onlara göre bu istenmeyen rakipten kurtulmanın en kestirme yolu DP'nin siyasetten silinmesiydi.

Ülkenin çeşitli köşelerinde gizli gizli toplantılar yapılıyor, bilhassa seçimler yapıldığında yeniden mebus seçilemeyeceğini iyi bilen ekabirler bu tezi destekliyorlardı.

 

Bolu Valisi ilçelere birer yazı göndererek CHP'li parti müfettişleriyle kaymakamların işbirliği yapıp CHP'nin seçimlerde kazandırılmasını emrediyordu.” (Ekinci,1997:326) 

 

Bursa Valisi ise birer sahte zabıt dosyası düzenleyerek DP kurucularının idam edilmesini sağlayacak suçlar icat ediyordu.” (Bozdağ,1991:53) 

 

Devrin Başbakanlarından Recep Peker'in emriyle DP'nin kurucuları adım adım takip ediliyor, yapılanlar fişlere kaydediliyor ve merkeze gönderiliyordu. DP Genel Başkanı Celâl Bayar ve beraberindekilerin Kozan gezisi, Seyhan ili emniyet müdürlüğü tarafından 892 sayılı yazıyla İçişleri Bakanlığı'na bildirilmiş, Bayar ve arkadaşlarının akşam yemeğini hangi çiftlikte yediği ve kimlerle beraber olduğu dikkatle kaydedilmişti.

 

Milli Şef'in yaptığı yurt gezisinin ardından iyice cesaret bulan bu güçler, önce kulaktan kulağa  daha sonra da açıktan açığa“Halk Partisi'nin hep iktidarda kalacağını, çünkü DP'nin kapatılacağını” (Bozdağ,1991:217)   yayıyorlardı.

GÜNÜN TARİHİ - TERCÜMEİHÂL

GÜNÜN TARİHİ DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  291881

-