VF kat sağ

23 Şubat 2021

​İSTANBU'DA BULUNAN CAMİLERİN HİKÂYELERİ 1

 

İstanbul’da yapılmış olan camilerin hiçbirisi sıradan sırf yapılmış olmak için yapılmış olan camilerden değildir. Her birinin ayrı ayrı hikâyesi vardır. Hele camiye Mimar Sinan’ın eli değmişse kesinlikle o camide bir veya birkaç özelliği vardır.  Camiler sadece ibadet için değil eğitim için de kullanılmakta olup müminlerin huzur bulduğu Kâbe’nin şubelerindendir. Bundan dolayı İstanbul camilerinin her birinin farklı farklı hikâyeleri vardır. İşte bizde size kaynaklardan derleyerek hazırladığımız hikâyesi olan camileri sizlerin istifadesine sunuyoruz.

1. Kâbe ölçülerine göre yapılan cami: İstanbul’da Kabe ölçülerine göre yapılan bir cami olduğunu biliyor muydunuz?  Caminin ebatları Kâbe’nin ebatları şeklinde yapılmış.  Yani (9m ile 11 metre) her bir yüzeyin ölçüsü Kâbe yüzeyleri gibi farklıdır. Bu camiyi yaptıran kendi evini camiye çevirmiştir. Banisi 56.Şeyh-ül İslam İsmail Efendi’dir. Ayrıca bu sülaleden daha sonra 4 tane daha Osmanlı döneminde Şeyh-ül İslamlık yapmış zatların mezarı da yine camii haziresinde bulunuyor.

2. Kedilere ciğer dağıtılan cami: İstanbul’da bir camimiz var ki bu caminin en büyük özelliği banisinin yaptığı vasiyet. Kasapbaşı olan Hacı Evhad camiyi yapmış tamam ama demiş ki günde 20 takım da ciğer alınıp kedilere dağıtılacak. Ayrıca kedilerin de kalacağı bir koruma alanı da yapılacak. Cami bugünde İstanbul’da halen tüm ihtişamı ile ayakta duruyor. İşte ecdadın hayvan sevgisi, işte vakıfların önemi. Cami, Yedikule’nin az yukarısında ve surların iç tarafında bulunmaktadır. Esasında tekke, hamam ve çeşmelerle birlikte küçük bir külliye olan Kasapbaşı Hacı Evhad (Hacı Evhadüddin) Camii, Mimar Sinan tarafından 993 (1585) yılında inşa edilmiştir. Mimar Sinan’ın eserlerinin adlarını veren çeşitli listelerde Hacı Evhad Camii de yer alır. Mimar Sinan’ın son eseri olduğunu Evliya Çelebi, XVII. yüzyıl İstanbul’unun vakıf binalarını anlatırken bu caminin de adını verir ve başka bir açıklama yapmaksızın sadece Mimar Sinan yapısı olduğunu bildirir.

3. Boğazın ilk camisi: Ortaköy ile Kuruçeşme arasında, bulunan bu camimiz giderek hüzünleniyor. Neden derseniz, tabi ki diğer camilerde de olduğu gibi cemaatinin azlığı. Hâlbuki bu camimize sabah namazı sonrası ziyaret ederseniz güzelim İstanbul Boğazının her iki yakasını da zevk-i selim ile görmüş olursunuz. Defterdar İbrahim Paşa Camii, Ortaköy ile Kuruçeşme arasında, Defterdarburnu’nda, deniz kenarında yer alır. Cami, banisi Defterdar İbrahim Paşa’nın adıyla anıldığı gibi “Defterdarburnu Mesciti” ve “İhmal Paşa Camii” olarak da bilinmektedir. 1661’de inşaa edilmiştir. Fakat bu camiyi 1530 da yani Kanuni Sultan Süleyman döneminde ilk yaptıran yine başka bir defterdar olan Defterdar İskender Çelebidir. Bu camiyi yine başka bir defterdar olan Divriğili İbrahim Paşa yıktırıp kendi adıyla yeni camiyi yaptırmıştır.

4. Kırk kapılı cami: Fatih Hırka-i Şerif Cami İstanbul’da manevi öneme haiz camiler içerisinde en önde geleni diyebiliriz. Neden? Çünkü burada Resullah S.a.v mübarek hırkası bulunuyor. Bu cami bugünkü haliyle yapılana kadar 4 padişah özellikle yakından ilgilendi. Padişah 1.Sultan Ahmet ilk olarak Yemen’den Veysel Karani ailesinde bulunan Hırka-nın İstanbul’a gelmesini sağladı. Sonra 1. Abdülhamit ve Sultan Abdülmecit de bugünkü caminin yapılması için gayret gösterdiler. Sultan Abdülmecit Han tarafından yaptırılan bugünkü caminin içinde 40 kapısı olduğu anlatılır. Gerçekten de caminin içinde çok farklı odalar olduğu için kapı sayısı da çok fazladır.

5. İstanbul’u Afrika’ya bağlayan cami: Söz İkinci Abdülhamid Han ve yaptırdığı eserlerden acılınca Yıldız Camiinden sonra akla gelen ikinci eserlerden biri de Ertuğrul Tekke Camidir. İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında Beşiktaş Barbaros Bulvarı’nın başlangıcında, Yıldız Mahallesinde, Serencebey Yokuşu Yıldız Caddesi üzerinde 1887 tarihinde Sultan II. Abdülhamit tarafından inşa ettirilmiştir. Şazeli Tarikatı Medeni kolu’nun kurucusu Trablusgarb’lı Şeyh Hamza Zafir adına inşa ettirilmiştir. Cami, tekke, misafirhane, türbe ve kütüphanesiyle küçük bir külliyedir. Caminin adı, Osmanlı Hanedanı’nın Ceddi Ertuğrul Gazi’nin hatırasını canlandırma arzusu ile Sultan II. Abdülhamit’in yine bu maksatla Domaniç Türklerinden oluşturduğu Ertuğrul Alayının ibadetine tahsis edilmesinden kaynaklanır.  Ertuğrul Tekkesi’nin bir özelliği burada bulunan Şazeli Tarikatı Şeyhi olan Zafir Efendi sayesinde İstanbul’u Afrika’ya manen bağlıyordu. İstanbul’da fazla yayılmamış olan, daha önce Unkapanı’ndaki ve Alibeyköy’deki iki tekke ile temsil edilen şazelî tarikatını güçlendirmekten çok, İslam âleminin çeşitli yörelerinden Osmanlı başkentine gelen tarikat şeyhleri ile ulemayı ağırlamak, özellikle de bu kişiler aracılığı ile Osmanlı hanedanının tasarrufunda bulunan hilafet kurumunun prestijini artırmak amacıyla tesis edilmiştir. Başka bir deyimle bu tekkenin varlık sebebi ikinci Abdülhamid’in Panislamizm politikasına, şeyh zafir efendi’nin Trablusgarp’ın mısra kasabası merkez olmak üzere- şazeliliğin yaygın olduğu bütün kuzey Afrika’daki büyük nüfuzuna dayanmaktadır.

6. İstanbul’un en eski “taht kadı” cami: Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul’un Fethinden sonra şehri adeta gül bahçesi gibi İslami eserlerle bezenmesine büyük önem veriyordu. İstanbul’un içi kadar, Beyoğlu dediğimiz bugünkü İstanbul dışındaki yerlerin de Müslüman mahallesi haline gelmesi için gayret ediyordu. İşte bunlardan biri de 1460 tarihlerinde Fatih Sultan Mehmet’in Taht Kadısı olan Mehmet Efendi tarafından inşa ettirilmiştir. Taht Kadısı demek, İstanbul Kadılığı veya kendisine “İstanbul Mollası” da denirdi. Taht Kadılıklarının en yükseği idi. Bazen Divân toplantılarına da katılırdı. Cami Küçük Piyale Mahallesi, Tahta Kadı Sk. No:4, 34440 Beyoğlu/İstanbul adresinde bulunmaktadır.

DEVAM EDECEK